Blog Arşivleri

Buldan’da yöresel söz örnekleri

Buldan, bölgedeki en eski yerleşim merkezlerinden biri olduğu için Türk kültürünün görülememiş, tespit edilmemiş öğelerini içinde saklar. Uzun zamandır Türklere yurt olmuş Buldan’da Orta Asya’dan getirdiğimiz birçok kültür öğesi hala canlı olarak yaşamaktadır. Göçebe yaşantının izlerinden tutun, Türklerin eski dini Şamanizm’den gelen inançlar, gelenekler görenekler değişen dünyaya inat Buldan’da dimdik ayaktadır. Değişmeyen şeylerden birisi de Buldan’daki konuşma üslubu ve burada kullanılan sözcüklerdir. Kimi unutulmuş, güncel dilde kullanılmayan sözcüklerdir kimi doğadaki seslerin taklidiyle oluşturulmuştur kimi de tarihte Buldan’da yaşamış azınlıklardan dilimize geçmiştir. Örneğin bir Buldanlıya sorduğunuz sorunun cevabı olumsuz ise size hayır yerine a-an diyecektir. Bu sözcük Orta Türkçe’de hayır anlamına gelir ve Buldan’da hala bin sene önceki kadar canlıdır. Buna benzer nice söz veya sözcük grubu duyanları şaşırtır ve gülümsetir. Bu dilsel zenginliklerden tespit edebildiklerimizi aşağıya liste halinde çıkardık. Unuttuğumuz, atladığımız veya bizim bilmediğimiz sözcükler muhakkak vardır. Buldan kültürüne katkı yapmak amacıyla derlediğimiz sözler dileriz ilgi uyandırır ve yeni bir çalışma yapmak adına veriler kazandırır.

ACANSIZ: Zoraki
ASFALYA: Sigorta…
AŞAMOLTU: Akşamüstü…
AĞDIRMAK: Aşağı inmek, yük veya terazide denge bozularak bir yanı ağır gelmek.
AĞMAK: Yükselmek
ALAKLANMAK: Acele etmek, davranmak
ALMALIKGAŞI: Raf
ANNAÇ: Karşı, karşısı
ARMANMAK: Yüklenmek, baskı yapmak.
AVEN: Kolay, Çabuk, zahmetsiz.
AYAZLIK: Evlerin bir köşesine inşa edilen soğuk yer
BALCAN: Patlıcan…
BAZA: Perşembe günü…
BERANARE: Nitelik taşımayan iş…
BIRIŞ GİBİ: Taze
BANIÇ: Lokma
BERKİLMEK: İncinmek
BIDIRDAMAK: Gereksiz konuşmak.
BİCECCİK: Tek, biricik
BİYON: Bir defa, bir yol
BÖCELENMEK: eğleşmek
BÖRTMEK: Ateşlenmek
CIBAR: Çocuk…
ÇAPIT: Bez parçası…
CIBAR: Küçük çocuk.
CINGILDAKLI: Süslü, gösterişli
ÇALIK:Çirkin…
ÇATMAK: Kavga etmek için sataşmak
ENÜCÜ: Sonunda, en son
ÇEPREŞİK: Kanşık, karmaşık
DENDİ: Haydi
EBERTLEMEK: Ağırlamak
ÇILTAGINDAN ÇIKMAK: Kontrolden çıkmak
DENGELTMEK: Yoluna koymak halletmek
EBlK GABIK: Falan filan
ÇlĞlN: Omuz
DIĞAN: Büyük tava
EEKIl: O
ÇlLKlM: Üzüm salkımının parçası
DIRABBAZ: Güçlü, kuvvetli
EEKlBE: Öyle
ÇÖPELLİ: Sorunlu
DİNELMEK: Ayakta durmak
EKİRDE: Orada
DADANMAK: Alışmak
DİNGİLDEMEK: Dolanmak, gezelemek
EEKİRE: Orası
DALAMAK: Zehirli böcek, ısırgan otu,
EENE: (Yunanca) Cumartesi günü
DOVŞEN: Tavşan
EKSİN: Bunamış
DÜĞÜN TOMBA: Eğlence
EKSlNLEMEK: Bunamak, belleğini yitirmek
DASTAR: Özel olarak dokunan yöresel giysi
DOMBEY: Hafif toplu kişi
DlNGlLDEK: Çok hareketli…
EMlK: Omurilik, beyin.
DEEMl: Sözü onaylatmak anlamında
DEBBA: Söylüyor, konuşuyor…
FIYDIRMAK: Elle uzağa atmak
GEKGELİ: Gelip gelir, geli¬yor…
GASSER: Çamaşır suyu…
GÜCCÜKBAZA: Salı
GIREYTESİ: Pazartesi
GAÇILMAK: Kenara çekilmek
GAYNATMA: Küçük kazan…
GAAGA: Kargı
GARİ: Artık, bundan sonra.
GANIRTMAK: Eğerek, zorlayarak kırmak
GALAN: Artık, bundan sonra
GAYIL: Razı
GEME: Fare
GIZAN: Küçük çocuk
GİDİŞMEK: Kaşınmak
GÖK: Olgunlaşmamış
GÖNE: Diğerinden daha iyi
GİREY: (Yunanca) Pazar günü
GURSAK: Boğaz
GURSAĞI KALKMAK: Çok korkmak
HODDUK: Leblebi-nohut
HARAR: Kıldan dokunan saman koymaya yarayan büyük çuval…
HARIM: Bahçenin etrafına çalıdan örülen çit
HİNAYET: Kurnaz, sinsi.
HİNDİ-HİNCİK: Şimdi
HUSA: Dert, tasa
HOVTA: Hafta…
HANAY: 1. İki ve daha çok katlı ev. 2.avlu
HANEYALTI: Ev girişi, avlu…
HARANNI: Ekmek konulacak yer…
INGILDATMAK: Sallamak, sarsmak
IRAK: Uzak.
IRLANMAK: Sallanmak.
İLİSTİR: (Yunanca) Süzgeç
İLMEK: Değmek, dokunmak
İSPİRTE: (Yunanca) Kibrit
İŞLEMEK: Çalışmak.
İRENGİ: Rezil olmak…
İNGİSTAN: Kötü niyetle söylenmeyen yalan…
KASNAK: Sofrada sini altına konan yuvarlak elek çerçevesi
KAYKILMAK: Arkaya doğru eğilerek, yaslanarak oturmak.
NAŞIRFA: Kulplu su kabı, maşrapa
SASI: Tatsız
TÖPERLENMEK: Yuvarlanmak…
NERDEK: (Farsça -nerdenk) salça
SAYKILLANMAK: Oyalanmak, ağır hareket etmek
ÜMÜK: Boğaz
NOBİYE: (Yunanca) Taze fasulye
KEERİ: Sonra
KEPİŞ: Çirkin
KİRLİK: Gömlek
KUPA: Su bardağı
KIZAN: Küçük çocuk…
MIYMINTI: Pek konuşmayan
MASIR: Karton, tahta veya plastikten yapılan, üzerine şerit, iplik vb. sarılan koni veya silindir -masura (Yunanca)
MEYTAMBAL: İşe yaramaz
NANKI: Hangi
ÜNLEMEK: Bağırarak seslenmek
NİŞLEBBAN: Ne yapıyorsun
SEYİRTMEK: Koşmak
VELESBİT: Bisiklet.
OKU: Düğün davetiyesi
SIYIRMA: Börülce
YAGLIK: Mendil
ÖTÜRÜK: İshal
SÖKMEK: Gelmeye başlamak veya çıkıp gelmek
YALABIK: Parlak, parıltılı
PALDIM: Eşeklerin semerinin ileri gitmemesini sağlayan düzenek
YALIM: Galiba, herhalde
SINDI: Makas
YALIM: Galiba, herhalde
YAVAN: Tatsız
SITARASIZ: Sevilmeyen; sayılama-
YEPEŞLEMEK: Yüzüne karşı iyi dav-
PALDIMSIZ:(Mecaz) Oturup kalkmasını bilmeyen
ŞAŞ: Fazla kafası çalışmayan.
PEŞKIR: (Farsça) Genellikle pamuk ipliğinden yapılan dokuma türü, havlu
ŞIMŞIRIK: Islak…
YULUK: Ayakkabı pençesi
TINGIRDAMAK: Ağır ağır çalışmak
ZIMBILDAMAK: Çıka gelmek.
PEŞTEMAL: Kadınların önüne taktıkları yarım eteklik
TİNGİLDEK: Hareketli
ZIRTARMAK: Sırtarmak, karşı koymaya hazırlanmak
TİNSİRMEK: Hapşırmak.
PÜSÜR, PÜSÜRÜK: (Yunanca) Gereksiz ayrıntı
TAANAŞI: Tarhana çorbası…
ZİNİ: Sofrada üzerine yemek tabakları konulan tepsi
TEZENPERE: Kolay olmayan
ZIBIN: Kundak…
SAMIT: Konuşamayan kişi, samut
TOMET: Domates…
ZAGAR: Çakal yavrusu

Bu yazı Türkçe Öğretmeni Onur KIZILÖZ tarafından derlenip, kaleme alınmıştır.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.